Eğitim, inşa ettiği kadar imha edebilecek, geliştirdiği kadar da geriletebilecek bir güce sahiptir. Bu yüzden "İyi öğretmenlik arayışımızda yeni bir ufuk açmamız gerekiyor: Bu manzarayı tam olarak çizmek için üç önemli yol izlenmeli: entelektüel, duygusal ve manevi öğretmenlik. Bunların hiçbiri göz ardı edilemez. Öğretmeyi zekaya indirgerseniz soğuk bir soyutlamaya dönüşür; duygulara indirgerseniz narsistik hale gelir, maneviyata indirgerseniz dünyayla olan bağını kaybeder. Akıl, duygu ve ruh bütünlük için birbirine bağlıdır."
Maalesef hiçbir şey olamazsam öğretmen olurum anlayışı ile yıllardır sadece maaş için güya 3-5 soruyla mülakat yapılarak atanan ama psikoloji ve insanlık eğitimi olmayan yüzlerce öğretmen yüzünden binlerce gencin hayatı kaydı, sokaklara itildi. Yıllardan beri Bakanlık ve eğitim sendikalarına yazmama rağmen öğretmenlerin yaşadığı olumlu ve olumsuz hikayelerin kitaplaştırılarak göreve başlayan tüm öğretmenlere zorunlu okutturulması gereği inancındayım.
Öğretmen Mediha Hanım sınıfta öğrencilerine baktı, birçok öğretmenin hep yaptığı gibi hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış, adı Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Mediha öğretmen, bir yıl önce Mustafa'yı izlemiş ve diğer çocuklarla oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu, sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız da olabiliyordu.
Öyle bir noktaya geldi ki, Mediha öğretmen onun kâğıtlarına kırmızı kalem ile kalın çarpılar yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük harflerle zayıf yazmaktan bezer oldu.
Mediha öğretmenin okuldaki her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu, Mustafa'nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun durumunu gözden geçirdiğinde, bir sürprizle karşılaştı. Mustafa'nın birinci sınıf öğretmeni; "Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapar, çok terbiyeli. Onun sınıfımda olması çok eğlenceli." diye yazmıştı.
İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesi ölümcül bir hastalığa yakalandığı için sıkıntı içinde ve evdeki hayatı mücadele içinde geçiyor."
Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa'nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babasının ilgisi bakımı ona kâfi gelmiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa bu durum yakında onu kötü etkileyecek."
Dördüncü sınıf öğretmeni de şöyle yazmıştı: "Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor."
Bunları okuyan Mediha öğretmen problemi kavradı ve kendinden utandı. Doğum gününde minik öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile kendini çok kötü hissediyordu. Mustafa'nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti. Mustafa'nın hediyesi; kalın, kahverengi bir ambalaj kâğıdı ile beceriksizce sarılmıştı.
Mediha öğretmen onu diğer özenle paketlenmiş kurdelelere sarılmış hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu.
Fakat o da ne! Paketten, taşlarından bazıları düşmüş elmas taklidi taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkınca gören çocuklardan bazıları gülmeye başladı.
Ama Mediha öğretmen, sevinç ve hayranlıkla bileziğin ne kadar güzel olduğunu söylediğinde çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için bekledi. "Bugün tıpkı annem gibi kokuyordunuz öğretmenim.."
Bu sözler içine işleyen Mediha öğretmen çocuklar gittikten sonra, en az bir saat ağladı.
O günden sonra, şunu-bunu ezberletmeyi, öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, o minicik yavrucakları eğitmeye başladı. Mustafa'ya da özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Teşvik edildikçe Mustafa, daha hızlı karşılık veriyordu.
Yılın sonuna doğru, sınıfın en çalışkan çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa, artık Mediha öğretmenin gözdelerinden biriydi.
Bir sene sonra, Mediha öğretmen evinin kapısının altında bir not buldu, Mustafa, ona, hâlâ en sevdiği öğretmeni olduğunu söylüyordu. Altı yıl sonra Mustafa'dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hâlâ hayatındaki en iyi öğretmeni olduğunu yazmıştı.
Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Mustafa yine Mediha öğretmene onun hayatındaki en iyi ve en sevdiği öğretmeni olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu defa fakülteden diplomasını aldığını, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini yazıyordu. Onun hâlâ en iyi ve unutulmaz öğretmeni olduğunu ekliyordu.
Birkaç yıl daha geçti. Bir mektup daha geldi. Ancak şimdi mektup "Prof. Dr. Mustafa Yılmaz" antentli bir kâğıtta yazılmıştı. Mustafa artık hekimdi. Gözlerine inanamadı Mediha öğretmen, mektubun kâğıdını göğsüne bastırdı. Gözleri dolu doluydu. Ağlıyordu.
Prof. Dr. Mustafa Yılmaz selam ve hürmetten sonra bir hanımla tanıştığını ve onunla evleneceğini yazıyordu. Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini belirtiyor ve evlenme töreninde Mediha öğretmenin damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Şu davetin anlamına, güzelliğine, gururuna bakar mısınız! Mediha öğretmen bunu sevinçle kabul etti. Ve sonra, düğünde… Tahmin edin ne oldu? Mediha Hanım o düğüne taşları düşmüş olan o bileziği takarak ve Mustafa'nın annesinin kullandığı parfümden sürerek gitti. Birbirlerini kucakladılar ve Prof. Dr. Mustafa, Mediha öğretmenin elini öptükten sonra kulağına şöyle dedi: "Bana değer verdiğiniz için çok teşekkür ederim… Yine annem gibi kokuyorsunuz öğretmenim… Minnettarım."
Mediha öğretmen, gözlerinde yaşlarla, "Mustafa'm dedi, asıl ben sana minnettarım. Öğretmenliği bana öğreten sensin. Sana gelinceye kadar nasıl öğreteceğimi yanlış biliyordum."
Yukarda Mediha öğretmen eğer öğrenci dosyasını incelemeseydi bütün bunları öğrenemeyecekti. Yaklaşık 30 yıldır bu kişisel dosyalar rafa kalktı ve sınıf öğretmenleri bile mecburen girdikleri rehberlik dersinde 3-5 anketle zaman geçiriyor. Elbette bunları özel uygulayan, öğrenciye dokunan, hayata başlayan yüzlerce öğretmen de var ama bunları fedakârca, insanca gayri resmi yapıyorlar. Eski sicil ve dosya sistemi geri gelmeli ve öğrencinin her durumu bunlara işlenmeli ve tüm derse giren öğretmenlere okutulmalıdır. Özellikle meslek liselerinde buraya alamayacağım yüzlerce ve filmlere konulacak aile dramları yaşanmaktadır.
Biz kendi öz eğitim sistemimize dönmediğimiz sürece başarılı olmamız mümkün değildir. 35 yıl önce ABD’nin Ankara büyükelçisi “Türkiye de başarılı olmak istiyorsanız insanların elini tutun, sırtını sıvazlayın, samimi davranın, ziyaretlerine gidin her seçimde başarılı olursunuz. Zira Anadolu insanının gönül kodları çok farklıdır” diye tespitte bulunmuş. Gerçekten öğrencinin gönlüne giren öğretmen hem çok sevilir hem de o öğrenci çok başarılı olur. Ki bunun örnekleri çoktur.
İnsan öldüğü zaman bütün amellerin sevabı sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır.” Sadaka-i cariye, istifade edilen ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat” işte öğretmen olan kişi öldüğünde arkasından hayırlı bir iş bırakmak istiyorsa hem kendisi iyi bir ilim yapmalı hem de öğrencisine en iyi ilmi öğretmelidir.
Zira, öğretmen, “bir toplumun insan mimarı ve mühendisidir; geleceğidir.” Öğretmen, “Bir milletin yarınlarını emanet edeceği çocuklarını ve gençlerini yetiştirmek için oluşturduğu eğitim sisteminin çalıştırıcı öğesidir.” Eğitimin faaliyetlerinin niteliği ve kalitesi büyük ölçüde öğretmenlerin niteliklerine bağlıdır. Öğretim programları ve öğrenciler için öğrenme ortamları ne derecede üst düzey oluşturulmaya çalışılırsa çalışılsın, alanına hâkim öğretmenler yetiştirilemediği müddetçe hâlihazırda gerçekleştirilen yatırımlar ve çalışmalar boşunadır.